Duyurular Haberler Türk Eğitim-Sen Nevşehir

Urgenç; Hocalı Katliamı Soykırım olarak kabül edilmelidir.

Hocalı Soykırımı 27. Yıldönümünde NEVÜ’de Anıldı

Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ bölgesi Hocalı Kasabasında 26 Şubat 1992 yılında Ermeniler tarafından soykırıma uğrayan Azeri Türkleri düzenlenen programla anıldı.

Hocalı Katliamının 27. yıldönümü dolayısıyla Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi (NEVÜ) Türk Dünyası ve Kültür Topluluğu ile Nevşehir Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı işbirliğinde anma programı düzenlendi. NEVÜ Kültür ve Kongre Merkezinde düzenlenen programa; NEVÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erdoğan Çiçek, Türk Eğitim Sen Nevşehir Şube Başkanı Tayfur Urgenç, Ülkü Ocakları Nevşehir İl Başkanı Ali Türker, üniversitenin akademik ve idari personeli, öğrenciler ile davetliler katıldı.

Türker: O Hançer Türk Dünyasına ve Türklüğe Vurulmuş Bir Hançerdi

Saygı duruşu ve akabinde Azerbaycan Milli Marşı ve İstiklal Marşı’nın okunması ile başlayan programın açılış konuşmasını Ülkü Ocakları Nevşehir İl Başkanı Ali Türker yaptı. Türker, “Hocalı Katliamı insanlığın öldüğü, ölümün öldüğü bir gündür. Eğer Hocalı Katliamının olduğu gün Cenab-ı Allah kıyameti koparsaydı, inanın bu salonda bulunan ne bizlerin ne de dünya üzerindeki hiçbir insanın söyleyecek sözü yoktu. Hocalı’da katliamdan çok daha büyük katliamlar, zulümler, ferasetsiz davranışlar ve  gerçekten çok büyük adaletsizler meydana geldi. Hamile bir annenin karnı yarılarak, evladının ‘kız mı –erkek mi?’ diye bahis oynanan bir yerdi Hocalı. Gerçekten insanlık ölmüştü Hocalı’da ve o annenin karnına vurulan hançer sadece o annenin değil Türk dünyasının, bizlerin, Türk milletinin ve Türkün bağrına vurulmuş bir hançerdir” diye konuştu.

Urgenç: Yüce Türk Meclisini Hocalı Katliamını Soykırım Olarak Kabul Etmeye Davet Ediyorum

Programa konuşmacı olarak katılan ve o gün yaşanan insanlık dışı vahşeti anlatan Türk Eğitim Sen Nevşehir Şube Başkanı Tayfur Urgenç, bundan 27. Yıl önce yaşanan bu katliamın soykırım olarak kabul edilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

“HOCALI KATLİAMI, BİR SOYKIRIMDIR…”

Ülkemizin aydınlık yarınlara ulaşmasını sağlayacak münevver bilim insanları, Türklüğün mütefekkirleri, Geleceğimizin teminatı gençlerimiz Türk Dünyası ve Kültür topluluğu ve Nevşehir Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür vakfı tarafından hazırlanan konferansa ve anma programımıza hoş geldiniz.

Geçmişimiz şanlı mazimiz parlak zaferler ile doludur. İnsanlığa merhameti, hoşgörüyü öğrettiğimiz dahası insanlığı öğrettiğimiz ibretlik hadiselerle doludur. ancak bugün sizlere ve bana Hocalıya bakıp yaşananlara bakıp insanlığın öldüğü Kafkaslara bakıp gözyaşı dökmek düşüyor. Bakın bir tarihin tozlu yapraklarının arasına nerede bir zulme uğrayan varsa Türk’ün yönetme anlayışındaki hoşgörüye sığınarak topraklarımızı anavatanlarından daha güvenli hissettiler. Ve Türklerle birlikte yaşadılar. Sadece birkaç örnek vereceğim Batının katlettiği Yahudiler 1470’de, 1492’de, 1660 da vatanımıza göç ettiler. 1849’da Macar İhtilalinden sonra vatanımıza sığınan Polonyalı ve Macarlar, 1859- 1922 yılları arasında Kafkaslar ve Kırım’dan kaçan ve sayıları dört milyonu bulan Çerkez ve Tatarlar, Balkanlar ve Kafkaslardan Türkiye’ye gelen nüfus hareketiyle; dünya savaşları neticesinde Arnavutlar, Boşnaklar, Çerkezler, Abhazlar, Avarlar, Çeçenler ve Türkmen soydaşlarımıza her zaman güvenilir bir liman olduk. Bugün Afgan, İran, Irak, Doğu Türkistan son olarakta Suriye’de yaşanan içi savaştan sonra ülkemize göç eden yaklaşık 4 milyon Suriyeli şuan ülkemizde yaşıyor.

Ve bugünkü İnsanlığın vicdanına derin yara açan öldürülen kişilerin Türk ve ya Müslüman olmasından öte İnsanlığın öldürüldüğü Hocalı’da Türk katliamını yapanlar Ermenilerde Bizans zulmünden ve baskısından kaçarak Selçuklu Türklerine sığınmışlardı.

Ermeniler; Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hâkimiyeti altında yaşamışlardır. Ermenileri Bizans`ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, Ermeni topluluğu için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur.

Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu`nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu`ya girişlerinden sonra; Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici töre ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “Ermenilerin altın çağı” olmuştur.

Osmanlı Devleti`nin çalışan, liyakatli, dürüst ve üretken her teb`asına sağladığı imkânlardan Gayr-i Müslimler içinde en çok faydalananlar; Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı “millet-i sadıka” olarak kabul edilmişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğunun millet-i sadık olarak adlandırdıkları sadık tebaa Ermeni’ler, İmparatorluğun yıkılış sürecinde ilk ihanetlerine 1860 yılında Zeytun’da başladılar.

Emperyalistlerin batının “size iki deniz arasında devlet kurduracağız” yalanına kanan Ermeniler “BÜYÜK ERMENİSTAN” hayaliyle isyanları Birinci Cihan Harbi’ne kadar aralıksız devam etti. Savaş 1914’de başlayınca, bunu fırsat bilen isyancıların katliamları korkunç boyutlara ulaştı. Çukurova da, Van’da, Bitlis’te vb. Anadolu’yu adeta ateşe çevirdiler. Sarıkamış’ta karlara gömdüğümüz kardelen çiçeklerimizde de Ermeni çetelerinin hainlikleri vardı. Ermeni birlikleri bir yandan düşman ordularının yanında yer alıp bize karşı savaşırken, öbür yandan Ermeni çeteleri, askeri depoları basıyor, iletişim hatlarını ve ikmal yollarını kesiyor, köylere kadar ulaşarak vahşice insanlarımızı katlediyordu.

Aslında Ermeniler bir planın uygulamadaki piyonları idi. İngiliz ve Rusların Kafkasya, Anadolu, Ortadoğu planlarını hayata geçirmek istedikleri kuklalardı. Türk’ü coğrafyadan silmek isteyen Emperyalizm, Şark meselesini çözmek isteyen emperyalistler vatanımızın batısında Yunanlıları kullanırken doğusunda Ermenileri kullanıyorlardı.

Savaş bittiğinde, 30 Ekim 1918’de “Ateşkes anlaşması” gereğince ordularımız terhis edilip silah bıraktı.

Mondros’ta barış güvercinleri ile elinden silahı alınarak teslim edilen ordu, savunma gücü kırılmış, geri çekilmek zorunda kalmış, Şehzade başı karakolu ile başlayan süreçte, Osmanlının kozmik odasına girilmiş, milli hafızası silinerek yok edilmişti, Türk’ün ana vatanı kaderine terkedilmişti. Kafkasya ağlıyor, Kırım çırpınıyor, Selanik küsmüş, Bosna kırgın, Vardar Ovası atlı akıncıyı bekliyordu. Çok değil 50 yıl önce Türk çocuklarının sesleriyle kuş cıvıltılarının birbirine karıştığı topraklarda sürgün hayatı başlamıştı. Kendi topraklarında yabancı olan Türk Milletinin garip düştüğü, İslam sancağının mahzun kaldığı yıllar yaşanıyordu. Üstelik birde Sevr’de düşmana bırakılmak zorunda kalınan vatan toprakları, Türk’ün öz malı, buralarda oturanlar Türk’tü.

Yıl; 1919’a gelindiğinde; Ya Türk vatanı, kutsal vatan toprağı, düşman çizmeleri altında ezilecek ya da “Ya istiklal; ya ölüm!” Parolasıyla şanlı geçmişteki zaferleri yeniden yaşayacaktı. Sevr’de padişah ve sadrazam bireysel istikbalini, ulusun istiklalinden üstün görmüş, kutsal vatan topraklarının kaleleri bir bir düşerken izlemeyi tercih etmişler, Türk milletini oyalama yolunu seçmişlerdi. Gözü dönmüş emperyalistler, uluslararası çıkar odakları, yerli işbirlikçileri ile intikam edasıyla Türk’ün anavatanını kendi aralarında çoktan pay bile etmişlerdi,

Ancak unuttukları bir şey vardı; Türk milliyetçilerinin yeniden uyanışıdır. Millet bu mücadeleyi kazandığı için Türk milliyetçisi olmadı. Türk milliyetçisi olduğu için Kurtuluş Savaşını kazandı. Türk’ün ruhundaki bağımsızlık anlayışı Hâkimiyeti Milliye. Milli hâkimiyet duygusu ile harekete geçen Kurtuluş savaşının kahramanlarını, Kuvayi Milliyeciler; bu toprakların öz evlatlarını, bu ülkenin gerçek sahiplerini unuttular. Onlar Anadolu’da Devleti Aliyyeyi Pax Ottoman yapan, at üstünde yalın kılıç Orta Asya’dan Tuna kıyılarına kadar Türk mührünü taşıyanlardı. Toprağı “devleti ebedi müddet” yapanlardı. İşte gittikleri ulaştıkları her coğrafyaya Türk mührünü vuranların bağımsızlık duygusunu yok edemediler. Mankurtlaştıramadılar, yiğit Anadolu insanını.

Ermeni çetelerinin katliamları, galip devletlerin işgali altında kalan topraklarımızda hiçbir engelle karşılaşmadan bütün bölgeye yayıldı. Katliamdan kurtulmak için 1,5 milyon Türk Batı Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı. Türkiye, İran ve Azerbaycan’da 2.5 milyon Türk katledildi. 1920’de Kazım Karabekir Paşa’nın terhis etmediği 15’inci Kolordusu, kalabalık Ermeni birliklerini yenince çaresiz kalan Ermenilerle Gümrü Anlaşması yapılıp sınırlar çizildi.

Türk Milletini büyük acılara boğan katliamlar son buldu. Ermeni çeteleri de Rus Ordularıyla birlikte topraklarımızdan çekildi.

Ancak, kendilerini aldatan emperyalistlere değil de, vatanını ve tebaasını koruyan Türk Milletine ve Devletine karşı kin ve intikam duygusuyla hareket eden Ermeniler, hep fırsat kolladılar. Amerika ve Avrupa ülkelerinde Türk Büyükelçilerine ve elçilik görevlilerine suikastler tertipledi. Ermeni’ler, artık birlikte yaşadıkları Türk’lere saldırmaya başladılar. Çoğalarak çığ haline gelen bu nefret Ocak 1973’te Asala adıyla, 21 ülkenin 38 kentinde 43 Türk- diplomatımızı şehit etti. Devletimizin tedbir alması üzerine terör saldırıları, Beyrut’ta halen devam eden PKK terör örgütüne devredildi.

1980’lerden sonra daha da çoğalan nefret Kafkasları sarmaya başladı. Ermeni’ler silahlanıp, daha sistemli saldırmaya başladılar. Azerbaycan’ın kasaba ve köylerinde yaşayan Türkler saldırılara, otobüs baskınlarına, yaralamalara maruz kaldılar. Azerbaycan Türk’leri göçe zorlandı. Rus destekli Ermeni ordusunda amaç Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanmasıydı.

Karabağ bölgesinde 2 yılda 676.100 kişi topraklarından göç etmek zorunda kaldı. Azerbaycan’ın iç bölgelerinde çadırlarda yaşamaya mahkum edildi. 724 köy, kasaba ve şehir işgal edildi.

1992’de Dağlık Karabağ savaşında en acı tablo Hocalı’da yaşanmıştır.

25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece…

Korku filmlerini aratmayan insanlık dışı bir dram…

100 yıllık nefretin Kafkaslardaki son yansıması Hocalı…

Bundan 27 yıl önce, yeni soykırımın, modern katliamın adı; Hocalı oldu.

Hitleri aratmadılar…

Uygar batının gözleri önünde, Hocalı Türklerinin kaderi Kan’la yazıldı.

26 Şubat 1992 Ayaz kışın ortasında, Televizyonlar vahşeti görüntülü verdi.

Dağlık Karabağ’da Hocalı kenti, 413 gün Ermeni Kuşatması altında kaldı.

Vahşet ve katliam Hocalı ’da, Dağlık Karabağ’da artık olağan bir davranış haline geldi.

Gardaşlarımız, bacılarımız kızlarımız katledildi vahşice,

Kafkaslarda 11.356 kişilik Hocalı kasabası yeryüzünde kimsesiz kaldı.

Yıllarca Rusya’nın bölgede Ermeni nüfusu artırma çabalarına karşı kimliklerini korumayı başaran Azerbaycan Türk’leri 26 Şubat 1992’de o hazin geceyi yaşadılar. Tarih o gece en vahşi katliamlardan birisine şahitlik etti. Vahşetin pençesinden kurtulmaya çalışan Türkler dağlara, ormanlara sığındı. Türk’ler için tek çare Ağdam’dı. Hocalı ‘da Azerbaycan Türkleri Ermeni vahşeti altından çocuklarını kurtarmak isterken 10 km yaya olarak gece karanlığında Ağdam’a ulaştılar. Ağdam’da Ermeniler’in kurduğu pusuyla karşılaştılar, kadın, çoluk çocuk öldürüldü. Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulanlar Ağdam’a geldiklerinde çoğunun ayakları donmuştu. Vahşete direnemeyen Türk’ler karşısında galip gelen Ermeni’ler kasabayı ateşe verdiler. Azerbaycan Türk’leri için kendi topraklarında mülteci olmak yetmiyor gibi birde dondurucu soğuk ve kara karşı mücadele veriyorlardı. İnsanın insana yapamayacağı vahşeti yaşattılar Hocalı ’ya. Ermeniler soykırım planlarını sinsice uygulamaya koydular. Yüzlerce Türk’ün canlı canlı kafa derileri yüzüldü, gözleri oyuldu, tırnakları söküldü. Hamile kadınlarımızın karınları deşildi. Annelerimiz katledilirken, ceninlere bile rahat vermediler. Kadınlarımız, çocuklarımız, Ermeni postalları altında katledildi. Yaşlı dedelerimizin, analarımızın yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Vahşet bunlarla sınırlı değildi. Hocalı ve Ağdam arasındaki orman boyunca, cesetler dizilmişti. Yüzlerce çocuk anne ve babasız kalmıştı.

Kafkaslarda yaşayan 10,000 Türk tehlikenin tam ortasındaydı.

Ermeniler ’in yaptığı bu katliamla Hocalı kenti haritadan silindi.

O gece Vahşetten geriye resmi rakamlara göre 613 Türk’ün tanınmayacak cesetleri kaldı. Savaş’ın yaşamanın ve ölmenin anlamını bile bilmeyen 83 çocuk katledildi. 106 Türk kadını İnsanlık dışı bir dramla Ermeni vahşetini yaşadı. 70 yaşlı Türk katledildi. 1275 sivil esir alındı. 150’sinden bir daha haber alınamadı. Kaybolan hayatlar ve canlar…

Amerikalı gazeteci Thomas Goltz: “Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, mezarlar, evet hepsi mide gerektiriyordu. Ama olanları anlatmak, dünyaya duyurmak gerekliydi. Hayatta kalanları bularak hemen orada neler dediklerini kaydettik. Bazı cesetleri tanımaya çalıştım ama yüzlerinden vurulanlar, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü.’

Hocalı katliamına tanık olan ve daha sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, ‘For the Sake of Cross’ (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabında (sayfa: 62-63) vahşeti şöyle anlatıyor: “…Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

Bir Ermeni Doktor Zori Balayan yazdığı ‘Ruhumuzun Canlanması’ adlı kitapta bizzat kendisinin yaptığı işkenceleri övünerek şu şekilde anlatmaktadır. Aynen aktarıyorum:

“Biz Haçatur’la ele geçirdiğimiz bir eve girdiğimizde, askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğu çok ses çıkarmasın diye Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Daha sonra ben bu 13 yaşındaki Türk çocuğuna, onların atalarının bizim çocuklarımıza yaptıklarını yaptım. Başından, ensesinden ve karnından derisini soydum. Sonra saat tuttum ve Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından hayatını kaybetti. İlk mesleğim doktorluk olduğu için merhametliydim, bu yüzdende çocuğa yaptığım eziyetten dolayı mutluluk duymadım. Ama ruhum halkımın bir kısmının bile öcünü aldığı için gururluydu. Haçatur daha sonra, ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türk’le aynı kökten olan köpeklere attı. Akşama kadar aynı şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak kendi vazifemi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve hümanizmin mücadelesini gördüm. Ertesi günü biz kiliseye giderek, 1915’te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü çirkeften temizlenmesi için dua ettik. Ancak biz Hocalı’yı, vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik çirkeften temizlemeyi başardık.”

Neredesin uygar dünya, Çağdaş batı, Müslüman Türkiye? Hayvanlara bile reva görülmeyecek bu işkenceleri anlatanlar, Dünya’da insan gibi aramızda dolaşıyorlar, Hocalı öksüz, Hocalı yetim, Hocalı yoksul, sana muhtaç bir şekilde sürünüyor, Hocalı seni bekliyor.

Dünya barışını sağlamak için kurulan örgütler olaylara sessiz kalıyor. Bu sessizlik Azerbaycan’ı kaderine küsmeye razı etti. Kendi topraklarında sığınmacı oldular. Yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan Azeri halkı; Azerbaycan Hükümeti tarafından ‘ Göçkün’ olarak adlandırıldılar. Göçkünler için yaşam mücadelesi kaldığı yerden devam etti. Bakü ve çevresinde çadırlarda, barakalarda, yük kamyonlarında hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Hepsinin yüreklerinde bir umut var;

‘ ATANIN BAĞRINA GERİ DÖNÜŞ.’ VATANIM KARABAĞ, YURDUM HOCALI…

Yüce Türk meclisini Hocalı katliamını soykırım olarak kabül etmeye davet ediyorum. Türk Milleti sizin yanınızda.

Şimdi soruyorum sizlere;

Hocalıyı bilir misiniz? Hocalıyı hatırlar mısınız?

Hocalı vahşeti temsil eden şehir. Hocalı modern uygarlığın vicdanındaki derin yara.

Karabağlı Müslüman Türk’ün durumu nicedir.

Emperyal Ermeni postalları altında ezilirken nerdesin Türkoğlu.

Kaybedilen 8000 Türk, 8000 can neden akıllara bile gelmiyor.

Kerkük’ü hatırlayın kardeşlerim, Doğu Türkistan’ı hatırlayın. Diller, gözler bir kerede Karabağ için haykırsın. Birlik olalım. Sözde değil, özde var olalım. Ülkümüz yayılsın Yedi kıtaya, şanımız duyulsun.

Azerisini, Kırgızını, Türkmenini, Özbeğini tek sancak altında toplayalım.

Kur’an-ı Kerim okunsun Türk yurtlarında.

Mehter çalınsın Üsküp’te Kosava’da tekrar. .

Yolumuz Karabağ’a düşsün,

Rusya’nın esiri olan binlerce Türk’ü yoldaş yapalım.

Ermenistan’a gidip, sahipsiz toprakta yatan yüzbinlerce Müslümanı ziyaret edelim. İşkencelere dur diyelim. seccadeler, Kur’an’lar gitsin Türk yurtlarına İslam diyarlarına

Azeri olan benem, Türkmen olan menem diyelim.

Mehmet Akif’i taşıyalım Türk topraklarına.

Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Âşık Veysel’i götürelim kutsal diyarlara.

Sema gösterileri yapılsın, neyler üflensin Ötüken yaylaklarında.

Üflensin ki asırlardır gelen bu yorgunluk, bu bezginlik dinsin! Bu hasret bitsin.

Satranç taşının bir hamlesi olamazsın sen!

Satrancın ustası sensin ey Türkoğlu,

Duy atan Bilge Kağanı; titre ve kendine dön!

Ey Doğu Türkistan sen kolayca harcanan bir piyon mu, olacaksın.

Yoksa kuralları koyan bir oyuncu mu?

Sen sahipsiz misin?

Sen Türklerin ulu vatanı Doğu Türkistan mısın?

Yoksa Çinlilerin yeni sömürgesi Şinkiang mısın?

Zorla Çinlilerle evlendirilen Şanlı Türk kızı.

kim dindirecek senin gözyaşını?

Geleneksel kıyafetlerini giymekten alıkonulan Uygur genci.

kim uzatacak sana elini?

Ezana hasret Kaşgarlı amca, sedada duyacakmısın? Allahu Ekber nidasını,

Kur’an-ı Kerim okuduğu için zulme uğrayan Urumçili karındaş,

Sana da gelecek mi dualar,

Kızlarını Çinliden kurtarmak için şehit olan Kürşat soylu Osman Batur,

kızlarımızın durumu nicedir Kaşgar da, Hotan da?

Vatanına hasret gözyaşları ile ölüme giderken, dindiremedik acını,

silmeye bile çalışmadık gözyaşlarını;

kucak açamadık sana İsa Yusuf Alptekin;

Urumçi hala sana kurşun sıkan Çinliye esir.

Nükleer silah ve denemelere maruz kalan Türkistanlı.

nerde? senin soydaşların.

Tanrı dağları neden öksüz, neden küskün. ataları Çiçiye.

Torunlarının vefasızlığından mı?

Yoksa esirliği sana yakıştıramadığından mı?

Neden Atlarımız özgürce dolaşamıyor, Tanrı dağlarının eteklerinde.

Kime üzülmem gerekir; sana mı Hocalı? yoksa sana mı ey Kaşgar?

Ve bir gün gardaşlarım; Kerkük’te, Hocalı’da, Üsküp’te, Kosavada, Bosna’da Urumçide, Karabağda, Kaşgarda, Rey’de, çektiğiniz acıları unutturacak, büyük Türk dünyasının bir ili olacaksınız,

Kürşat adlı yiğidimizle.

Atlarımızı Rey’de sulayıp, Tuna’da kışlayacağız.

Bu toprakları vatan kılan tüm aziz şehitlerimizin ruhları şad mekanları uçmağ olsun.

Katılımcılar Gözyaşlarını Tutamadı

Yapılan konuşmaların ardından NEVÜ öğrencileri tarafından Hocalı katliamını konu alan tiyatro gösterisi sergilendi. Bir Azeri ailenin Ermeniler tarafından katliamını konu alan tiyatro oyunu ve akabinde katliama ait video gösterisi katılımcılara duygulu anlar yaşatırken, katılımcılar gözyaşlarını tutamadı.

Etkinlik, NEVÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Telli Korkmaz’ın Ülkü Ocakları Nevşehir İl Başkanı Ali Türker’e Azerbaycan Bayrağı ve Dr. Öğr. Üyesi Hamidreza Sohrabiabad’ın da Türk Eğitim Sen Şube Başkanı Tayfur Urgenç’e Türk Bayrağı takdimiyle son buldu.