TÜRK EĞİTİM SEN NEVŞEHİR ŞUBE BAŞKANI URGENÇ; KAMUNUN LİYAKAT YERİNE, MENSUBİYETLER ÜZERİNDEN ŞEKİLLENDİRİLMESİNİN BEDELİNİ BU MİLLET ÇOK AĞIR ÖDEDİ.
Türk Eğitim Sen Nevşehir Şube Başkanı Tayfur Urgenç “Bana göre uzun zamandır kamuda, özellikle de eğitimde, en temel sorunlardan biri kamu yönetimindeki liyakat meselesidir. Eğitim yöneticilerinin liyakat ve ehliyet esasına göre, tam bir hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde belirlenmesi gerekir. Mensubiyetlere dayalı görevlendirmelerin ve iltimasın ülkemizi nerelere getirdiğini 15 Temmuz’da acı bir şekilde gördük. Kamunun liyakat yerine, mensubiyetler üzerinden şekillendirilmesinin bedelini bu millet çok ağır ödedi. Hem MEB hem Üniversitelerimizde hak edenin kadrosu ve yükselmesi bilimsel çalışmalara ve ülkemizin katma değerine katkı sağlayacakken benim adamım, benim sendikam, benim vakfım, benim cemaatim anlayışıyla mensubiyetler üzerinden kurulmaya çalışılan müesses düzen maalesef bizlere 15 Temmuzdan ders alınmadığını göstermektedir.
Bu noktada Anayasa’nın başlangıç maddelerinde anlamını bulan temel değerlerimizle sorunu olmayan, bu ülkeye, millete ihanet etmeyen, ehliyet, liyakat sahibi her yönetici adayı sınavda başarılı olduğu takdirde hak ettiği göreve gelebilmelidir. Bunu sağlayamadığımız sürece eğitimdeki liyakat sorununu çözmemiz mümkün değildir.”
Başkan Urgenç; Devletten başka bir yapıya sadakat gösteren yönetici, devletin memuru değil, o yapının bir üyesidir.
Eğitimde liyakatin güçlendirilmesi için yönetici görevlendirmelerinde objektif ve şeffaf kriterlerin esas alınması gerektiğini söyleyen Urgenç, “Size bir örnek vermek istiyorum. Sınavla öğrenci alan okullarımız, yani proje okullarımız var. Bu okulların yönetici atamaları, Yönetici Atama Yönetmeliği’ne tabi değil. Dolayısıyla bu atamalarda objektif ve şeffaf kriterler bulunmuyor.” dedi.
Geçmiş yıllarda Millî Eğitim Bakanlığındaki yöneticilerin sendikal dağılımını incelediklerini bildiren Urgenç, ortaya çıkan tablonun dikkat çekici olduğunu dile getirdi. Urgenç, “Geçtiğimiz yıllarda Millî Eğitim Bakanlığındaki yöneticilerin sendikal dağılımını inceledik. Elde ettiğimiz sonuçlar çok ilginçti. Sanki Türkiye’nin en kabiliyetli ve en başarılı yöneticileri tek bir sendikada toplanmış gibi bir tablo ortaya koyuyor. Atamaların kahır ekseriyeti aynı sendikanın üyelerinden oluşuyor. Bu hayatın olağan akışına aykırı! Ancak maalesef yönetici görevlendirmelerinde böylesine liyakatsiz ve hakkaniyetsiz bir süreç yürütüldü.” diye konuştu.
Kamunun yalnızca kamu yöneticileri tarafından yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Urgenç, “Kamuyu kamu yöneticileri yönetir. Bir ilin mülki amiri validir; eğitimde il müdürüdür, ilçede ilçe millî eğitim müdürüdür, okulda ise okul müdürüdür. Adı ister sendika, ister dernek, ister vakıf olsun; dışarıdan yapıların kamuyu yönetme talebinde bulunması hadsizliktir. Buna asla müsaade edilmemelidir. Bir kamu yöneticisinin, ister vali olsun ister il ya da ilçe millî eğitim müdürü, ister okul müdürü olsun sadakat göstereceği tek yer devlettir. Devletten başka bir yapıya sadakat gösteren yönetici, devletin memuru değil, o yapının emir eridir.” ifadelerini kullandı.
Başkan Urgenç; Bizim inancımız da liyakati esas alır.
İslam inancının da ehliyet ve liyakati esas aldığını belirten Urgenç, şu ifadeleri kullandı: “Bizim inancımız da liyakati öğütler. Nisa Suresi, ‘Emaneti ehline veriniz.’ der. ‘Emaneti kendi sendikanızdan, cemiyetinizden ya da vakfınızdan olana veriniz.’ demez.
Tam da bu noktada dönemin Millî Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un şu sözlerini de hatırlatmakta fayda buluyorum. Selçuk, ‘Kâbe’nin anahtarını liyakatli olduğu için gayrimüslime teslim eden bir medeniyetin çocukları olarak, bugün kenar mahalledeki bir okula liyakatli yönetici atayamıyoruz. O hale geldik.’ demişti. Kendisini, bu sorunu cesaretle dile getirdiği için bir kez daha takdir ediyorum.”





